Bir süredir yazılarını göremediğimiz Şamil Tayyar, 'karanlık
dehlizlerde dolaşmaya devam' diyerek geri döndü. Sağlık gerekçesiyle
verdiği aranın Ergenekon'a malzeme yapıldığını söyleyen Tayyar, baskı
iddialarını yalanlayarak, gündeme hızlı bir giriş yaptı:
Kapatılmama senaryosu üzerine ibret verici bir hikaye anlattı...
Star Gazetesi'ndeki ilk yazısına "Güven Paşa söyledi, parti kapatılacak" başlığı atan Şamil Tayyar, şunları yazdı:
Geriye
doğru dönüp baktım, son yazım 18 Nisan tarihli. Sağlık gerekçesiyle
verdiğim bu kısa ara, Ergenekon'a malzeme yapıldı. Bundan daha çok
okurlarımın etkilendiğini gözlemledim. Diyorlar ki; 'Seni korkuttular mı? Baskı mı yapıyorlar?'
Yine
karşınızdayım. Beni yakından tanıyanlar, hiçbir baskıdan tırsmayacağımı
çok iyi bilirler. Kaldı ki, böyle bir baskı da yok. Bulanık suda balık
avlamayı sevenler için bu tür zamanlar, fırsat olarak görülebilir. Ama
sevinçleri kursaklarında kaldı. Anlayacağınız, 'baş belası' olmaya devam edeceğiz.
Gelelim
sadede. Ara kısa ama gündem uzundu. AK Parti hakkındaki kapatma
davasıyla sıcak gündeme bir dalalım, gerisi Allah kerim.
AK
Parti'nin, kapatma davası ve bağlantılı olarak gelişecek olaylara karşı
nasıl bir yol izleyeceğini kesin olarak bilmiyoruz. Ancak ipuçlarından
hareketle bazı kestirimlerde bulunabiliriz. Kapatma davasını önleyecek
bir anayasa değişikliği paketi gündemde olmadığına ve savunma için ek
süre istenmediğine göre, şu kesin: Anayasa Mahkemesi'nin kararı beklenecek.
Peki, neden? Anlaşılıyor ki; Partide, 'Anayasa değişikliği olursa darbe olur', 'Partiyi kapatmayacaklar', 'En fazla partiye ihtar verilir veya Hazine yardımı kesilir, siyaset yasağı konmaz' ve 'Parti kapatılsa bile ara seçimle yaralar iyileştirilir' tezini savunanların iddialarından bir kolaj yapılmış.
Özellikle birkaç gündür, 'AK Parti kapatılmayacak' diyenlerin sayısında göreceli olarak bir artıştan söz edebiliriz.
Temizlikçilerindedikodusu tutmadı
Prensip
olarak parti kapatmalara karşı çıktığımı biliyorsunuz. Milletin kurduğu
partileri ancak millet kapatmalıdır. Hele bu karar, tekzip edilmiş
gazete haberleriyle hiç olmamalıdır. Umarım, 'kapatılmaz' diyenler haklı çıkar.
Ama ortada bir de reel politik durum var. Bir iki küçük anekdotla bu mevzuu biraz daha açmak isterim.
Biliyorsunuz,
Refah Partisi hakkındaki kapatma davası 1997 yılında açıldı. 16 Ocak
1998'de sonuçlandı. Necmettin Erbakan, son ana kadar partinin
kapatılmayacağını söyledi. Hatta, davadan sonraki ilk meclis grup
toplantısındaki sözlerine, patates üreticilerinin sorunlarıyla başladı.
Denebilir ki, bir lider, partisinin kapatılacağını nasıl
söylesin? Haklısınız. Ama partinin başkanlık divanı ve özel
toplantılarda da hem Erbakan hem parti yöneticileri ısrarla aynı
teraneyi terennüm edip durdular.
O sıralarda partiye yakın 3
kişi DYP Kilis Milletvekili Doğan Güreş'in meclisteki makam odasının
kapısını çaldı. Niyetleri, nabız yoklamaktı. Sordular: 'Sayın paşam, memleket nereye gidiyor? RP kapatılır mı?'
Doğan Paşa, konuklarına, pek parlak bir tablo çizmedi. Sonra ekledi: 'Kesin kararlılar, parti kapatılacak.' Paşa,
nasıl bu kadar emin olabilirdi? Yoksa Anayasa Mahkemesi üyeleriyle mi
görüşmüştü? Laf arasında dilinin altındaki baklayı çıkarıverdi: 'Güven Paşa söyledi, parti kapatılacak.'
Güreş'in 'Güven Paşa' dediği şahıs, 28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya idi.
Konuklar şaşkınlık içindeydi. Telaşla Erbakan'a gittiler. Dediler ki: 'Sayın Hocam, parti kapatılıyor. Kesin kararlılar. Doğan Paşa böyle dedi.' Erbakan, hiç ihtimal vermedi: 'Moral bozmayın, parti kapatılmayacak.'
Sonra toplantıda bulunan bazı 'yetkili' ağızlar, hocaya destek veren açıklamalar yaptılar. Biri söz aldı: 'Çok yakın bir arkadaşım var. Ona temizliğe giden gündelikçi kadın, Anayasa Mahkemesi üyelerinden falancanın (ismini vererek) temizlikçisiyle arkadaş. Ona, arkadaşı söylemiş. O da üye konuşurken duymuş. Parti kapatılmayacak.'
Sonra bir başkası: 'Benim
bir arkadaşım var. O anlattı. Anayasa Mahkemesi üyelerinden biri
lokantada yemek yerken anlatmış. Bunu duyan garson da bizim arkadaşa
anlatmış. Parti kapatılmayacak.'
Hülasa, Güreş Paşa'dan gelen 'dolaylı' istihbarata kimse inanmamış.
Son yoklama
Aradan
çok zaman geçti. Bu arada RP'nin üzerine bir de FP kapatıldı. Sırada AK
Parti var. Doğan Paşa şimdi nasıl bir bilgiye sahip, emin değilim. Ama
mevcut kapatma şartlarının 1997'den farklı olmadığı kanaatini
taşıdığını sanıyorum.
Neden mi?
2007 yılı mayıs ayının
ilk haftasıydı. Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, yöneticiler
Ertan Yülek ve Numan Kurtulmuş, Güreş'in yine kapısını çaldılar.
Görüşme Ayrancı'daki bir ofiste gerçekleşti. Yanlarında bir iki dostla
birlikte Güreş'in danışmanı İbrahim Beşe de var.
Tabi o
tarihte kapatma davası henüz açılmış değildi. 27 Nisan bildirisi
üzerindeki en sıcak tartışmaların yaşandığı ve 22 Temmuz seçim
kararının alındığı günlerdi.
Sütten ağzı yanan yoğurdu
üfleyerek yermiş. Daha önce inanmamışlardı ama şimdi paşadan gelecek
istihbaratın ne kadar önemli olduğunu düşünüyorlardı. Yine sordular: 'Paşam, durum nedir? Memleket nereye gidiyor?'
Güreş, uzun uzun aktüel konuları değerlendirdi, AK Parti'ye verip veriştirdi. Özetle dedi ki: 'Durum hiç parlak değil.' Hele şu cümlesi, konuklarında şok etkisi yarattı: 'AKP'nin tek başına iktidara geleceği bir 23 Temmuz sabahını tahayyül bile edemiyorum.'
Sonra, sağ eliyle Kutan'ın dizine vurarak şöyle dedi: 'Yahu sayın genel başkanım, siz bunlardan çok farklıymışsınız. Sizlere haksızlık edilmiş.'
Paşanın ilave sözleri de var. Yazarsam anında 'tekzip'
gelme riski var. Ama konuklar, sohbetten çok etkilendiler. Sonra şunu
fark ettiler: Gelişmeler, paşanın dediği istikamette ilerliyor.
Eğer 'B' planı yoksa ve tüm tezler 'kapatılmama' senaryosu üzerine oturtulmuşsa, 'Kıssadan hisse olsun' diye anlattım. İbret verici değil mi? Anayasa Mahkemesi adına bir paşanın konuşması...
Karanlık dehlizlerde dolaşmaya devam...